Ağu 25

Güncel Fizik Tedavi Yöntemleri

DR. ELİF GÜRKAN – FİZİK TEDAVİ ve REHABİLİTASYON UZMANI
Röportaj: Yelda Özdeş

Dr. Elif Gürkan: “Hareket ilaçtır!”
Therapyart Center Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elif Gürkan ile günümüzde uygulanan fizik tedavi yöntemlerini, manuel tedaviyi, çağımızda en çok görülen kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ile spor yaralanmalarını, yazın karşılaşabileceğimiz kas, eklem ve omurga rahatsızlıklarını, tedavilerini ve alınabilecek önlemleri konuştuk.

Yelda Özdeş: Elif Hanım, sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Elif Gürkan: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Onun üzerine tıpta Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ihtisası yaptım. 6 yıl Tıp Fakültesi 6 yıl da Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ile birlikte 12 yıla kadar süren bir eğitim süreciydi. Arkasından çok çeşitli ülkelerde özellikle de Fransa’da eğitim programları tamamladım. Bunlar Fizyoterapi, Kas ve İskelet Sistemi Ağrıları ve Manuel Tedavi üzerine eğitimlerdi. Sonra Amerika, Güney Kore ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde gözlem ve hastane çalışmalarım oldu. Özellikle omurga üzerine çalıştım. Boyun, bel, sırt ve kuyruk sokumu ağrıları yani bütün omurga için özel çalışmalarda bulundum, çünkü fizyoterapinin modern fizyoterapiye dönüşmesi ile ilgili çalışmalar yapmak istedim.
Y.Ö.: Modern fizyoterapi dediniz. Modern fizyoterapide değişen nedir?
“Modern fizyoterapide; hastanın yaşı, mesleği, cinsiyeti, yaptığı sporlar, hayat alışkanlıkları, doğruları ve yanlışları bizim için çok önemlidir.”
E.G.: Eskiden fizik tedavi sadece cihazlar ile yapılan bir tedaviyken, şu anda çok fazla elle yapılan ve egzersiz tedavisinin de içine eklendiği, çok modern ve bilimsel bir yaklaşım var. Kişiye ve hastalığına özel bir tedavi planlıyoruz . Cihazları yine kullanıyoruz ama muayene sonucunda bulduğumuz şeylerde, örneğin dokuların, eklemlerin hastalıklarında, hareket kısıtlılıklarında, ortopedik sorunlarda, ameliyat sonrası iyileşmenin uzadığı durumlarda, uzun süren ve günlük hayatı zorlayan boyun, sırt, bel ağrılarında elle tedavi için özel eğitimler alıyoruz. Bu eğitimlerin de mutlaka uzun yıllara yayılması gerekiyor. Bir insanı muayene ettiğinizde ve dokunduğunuzda bulacağınız teşhis ancak tecrübe ile gelişiyor. Bunların görüntüleme yöntemleri ile görülmesi teşhis netleşiyor. Sonra da hastanın tedavi aşamasında; fizik tedavide kullandığımız cihazların, ellerimizin, kullandığımız özel ilaçların ve hastanın psikolojik durumunun işe katılmasının çok büyük etkisi vardır. Benim önemle üzerinde durduğum şey; insanın bir bütün olduğudur. Omzu ağrıyan bir insanda, sorunun sadece omuz ağrısı olduğu düşünülmemelidir. Tüm vücudu, duruşu -ki “postür” dediğimiz duruştur- bel ve sırt kaslarının gücünü, kilosunu, yaptığı işi, omzu nasıl kullandığı, kafasının duruşu, pskolojik stresi olup olmadığı, fiziksel veya mental yoğunluklu bir mesleği olduğunun gözden geçirilmesi ve ona göre düzenlenmesi gerekiyor. Ancak bunlarla birlikte tam bir başarıya ulaşmak mümkün… Hastaya zaman ayırmak gerekiyor ve bu bir fizik tedavi doktoru için çok önemlidir. Şimdi tabii ki şanslıyız, çünkü teknolojik olarak çok güzel görüntüleme yöntemleri var. Giderek de kalite artıyor ve ince detayları bile görebiliyoruz. O zaman da dokuya yönelik tedavi yapabiliyoruz. Son yıllarda fizyoterapiye ek olarak da enjeksiyonlar çok gelişti. Ultrason eşliğinde yaptığımız bu enjeksiyonlarda bir takım ilaçlar, kan tedavileri ve destek tedaviler kullanıyoruz. Kan tedavileri, PRP veya 8 saat bekleterek uyguladığımız kan ve plazma tedavileri olabiliyor. Bunlar hücrelerde yenilenme ve iyileştirici etkiye sahip.
Modern fizyoterapide; insan kas-iskelet sistemi ve omurgasının gerçekten istediği doğal tedavileri uygulamak, onu kuvvetlendirmek, yaşla beraber gelen bir takım sertlikleri açmak, elastikiyeti gençlikteki gibi tekrar kazanmak ve bunu sürdürülebilir hâle getirmek ve böylece ağrıların da kontrol altına alınması mümkün olabiliyor. Kilo kontrolü ve beslenme gibi şeylerin hastalara çeşitli önerilerle eklenmesi de bunun içindedir. Bu çok önemli, çünkü vücut bir bütün… Sinir sistemi ve kas iskelet sistemi birlikte çalışıyor. Ağrılar o yüzden her ikisiyle de çok alakalıdır. İkisine yönelik bir çözüm bulduğumuzda, o zaman gerçek sonuca ulaşıyoruz. Sinir sistemimiz beyinden başlayarak, omurilikle ve iki taraflı olarak sağlı sollu çıkan sinirler şeklinde bütün vücudumuza bir ağacın kökleri gibi yayılıyor. Sinirin en uç noktaları parmağımızın ucuna kadar gidiyor. Sinirler özellikle, kaslarımızı ve damarlarımızı çalıştırmaktadır. Bunu yaparken yani hareket sistemini çalıştırırken, iç organlarımızı da çalıştırmaktadır. Ağrılarımız aynı zamanda duygu durumumuzla ve yorgunluğumuzla da çok etkilenmektedir. Yani modern fizyoterapide; hastanın yaşı, mesleği, cinsiyeti, yaptığı sporlar, hayat alışkanlıkları, doğruları ve yanlışları bizim için çok önemlidir. Örneğin; aynı yaşta iki kadın aynı vücut yapısında olmayabilir. Erkekler içinde aynı şeyler geçerlidir tabi ki. Ya da doğum yapan ve yapmayan bir kadın aynı olmayabilir. Kişiler arasında genetik farklılıklar olabilir. Elastik ya da sert yapılı olabilir. Güçlü ya da zayıf olabilir. Bu nedenle tedaviler de kişiye özel planlanmalıdır.
Y.Ö.: Peki, Therapyart Center ne zaman kuruldu? Siz ne kadar zamandır buradasınız?
E.G.: Kuruluş yılı 2003 ve ben 2008 yılından bu yana buradayım. Burası fizik tedavi, spor yaralanmaları tedavileri, manuel tedaviler ve gerekli enjeksiyon tedavilerini yaptığımız bir kliniktir. Burada 2 doktor ve 5 fizyoterapist çalışıyoruz. Çok spesifik konularla uğraşıyoruz. Uzun süreli sakatlıklar, eklem ağrıları, ortopedik problemler çok başvuruyor. Türkiye ve yurt dışından birçok hastamız bize başvuruyor. Bizim için ekip ruhu çok önemli ve burada da çok deneyimli bir kadro var. Bu noktada da, doğru teşhis ve doğru tedaviyle hızlı sonuç almak çok daha kolay. Tıpta her zaman zorlu durumlar vardır. Hastanın da bu durumu kavramasıyla durum kolaylaşabilir. Hastanın psikolojik olarak da hastalığı tanımasını sağlıyoruz. Sağlık detaylı bir konu ve her hastalığın farklı tedavi süreçleri var. Bizim de bunu hastaya detaylı açıklamamız lazım. Bu noktada da, burada her hastaya ayırdığımız vakit çok uzundur. Butik bir hizmet veriyoruz.
Y.Ö.: Fizyoterapi hangi hastalıklarda ve alanlarda hizmet veriyor?
E.G.: Kas ve iskelet sistemi yani ortopedik diye bilinen hastalıklar ile nörolojik hastalıklar iç içe girmiştir. Hastanın dizi kireçlenir ya da dizle ilgili bir ameliyat geçirmiştir ve hareket kısıtlıdır, onu açmak için çalışırız. Kasları kuvvetlendiririz. Hemen hayata dönmesine yardım ederiz. Yani ameliyat gerekmeyen durumlar ve ameliyat sonrası rehabilitasyon dediğimiz durumlar fizik tedavinin, fizyoterapinin en temel konusudur. Nörolojik hastalıklar; felç geçirmiş, beyin felci yani “inme” dediğimiz rahatsızlık ya da omurilikteki bir takım hastalıklar veya nadir görülen parkinson, MS (Multipl skleroz), kas hastalıkları gibi çeşitli hastalıklardır. Bunlarda fonksiyonel olarak hastanın daha iyi hale getirilmesi, sağlam yapılarının kuvvetlendirilmesi, hastalığın ilerlememesini sağlayıcı bir takım egzersizler ve eklem hareketinin kısıtlanmaması, çalıştırılması ve evde de uygulamak için bunların öğretilmesi gerekir. Teknolojinin de etkisiyle herkes hareketsizliğe çok alıştı. İş dışında da sürekli bilgisayar ve telefon başındayız. Bu durum da omurgayı çok kötü etkilemektedir. Bu nedenle postür bozukluklarına bağlı hastalıkları da çok tedavi ediyoruz.
Y.Ö.: Peki, günümüzde en sık görülen hastalıklar nelerdir?
E.G.: Boyun ve sırt hastalıkları, buna bağlı bel ağrıları… Kuyruk sokumu da çok fazla oturmaktan etkileniyor. Aynı zamanda kilo alıyorlar ve kilo giderek aşağıya doğru basınç yapıyor. Çok fazla yüklenmeye bağlı olarak hem bel hem de kuyruk sokumunda deformasyonlar oluşabiliyor. Fıtıklar dışında kemik kaymaları, hareketsizlik sonucunda omurganın etrafındaki kasların zayıf olması yüzünden basit bir şeyi kaldırırken bile omurganın disklerinin yırtılması, bunun fıtığa dönüşmesi, sinir sıkışmaları ortaya çıkıyor.
Y.Ö.: Bunları nasıl önleyebiliriz?
“İnsan vücudu hareket ister.”
E.G.: Benim en önem verdiğim cümle; hareket ilaçtır! Bu benim sloganım ve bunu 20 yıldır kullanıyorum. İnsan vücudu hareket ister. Hem kaslar ister hem de moral olarak da kendimizi iyi hissederiz. Hareket etmemek bizi hem manen yoruyor hem de vücudumuzu zayıf hâle getiriyor ve hızla yaşlanıyoruz. İnsan vücudu doğada çalışmak üzere programlanmış. İlk insanlar ya da atalarımız, annelerimiz, babalarımız kendi işlerini kendileri yaparlardı. Şimdi bizler makinelere yaptırıyoruz. Her şey dijital yapılıyor. Evlerimiz daha küçüldü ve o küçük mekânlarda daha az hareket ediyoruz. Bunların hepsi bizi aslında zayıf hale getiriyor. Kas kitlemizi azaltıyor. O zaman da geriye dönüyoruz. Hızlı bir yaşlanma sürecine girip, suni egzersizler bulmaya çalışıyoruz. Buna mecburuz tabii ki…
Y.Ö.: Peki, suni egzersizler dediğiniz salonlarda yapılan sporlar mı?
E.G.: Evet. Spor salonları, pilates vs… Bunlar tabii ki güzel egzersizler, yapılması gereken şeyler, çünkü çağın gereği bu. Eskiden insanlar buna ihtiyaç duymuyordu, çünkü zaten işlerini kendileri yapıyorlardı. Şu anda teknolojik hayatın getirdikleriyle, bilgisayar başında çok fazla zaman geçirmek zorundayız. Evdeki sosyal hayat da bunu zorluyor. Televizyon çok vakit alıyor. İşte bu durumlarda hastalara başka türlü egzersiz programına girmeyi öneriyoruz ve bunlar kapalı şehir hayatında, kapalı yerlerde yapılan egzersizler oluyor. Ne yaparsak yapalım, hareket eksikliğini günlük hayatımızdan kaldırmak zorundayız. Kendi işimizi kendimiz yapmalıyız, merdiven çıkmalıyız, asansörü daha az kullanmalıyız, toplu taşımaları daha çok kullanmalıyız. Akşamları yemekten sonra en azından bir yürüyüş yapmalıyız. Kendimizi hareket ve spor için biraz zorlamamız gerekir. Hatta hareket etmek için kendimize bahaneler uydurmalıyız.
Hem eklemlerinizi yeterince çalıştırmamaktan hem de günlük adım sayımızın az olmasından dolayı sağlık sorunları oluyor. Günlük ideal 10 bin adım atılmalı ki, o insan hareketli ve aktif sayılsın. Bu rakamın altındakiler hareket sayılmıyor. Aktif insan tanımı bu! Bu rakama ulaşmak için de ciddi bir efor harcamak lazımdır. Ofise, işe git-gel en fazla 2 bin adım atıyoruz. Bunu tamamlamak için biraz zorlamamız gerekiyor.
Y.Ö.: Gün içinde çok koştursak bile yeterli değil yani…
E.G.: Günlük attığımız adım sayısı önemli ama 3 bin ya da 4 bin adımda kaldığımızda ve o adım sayısı arka arkaya değilse, kalbimizi belirli bir hıza çıkarmıyoruz. Kalp hızımız yaşımız ve kapasitemize uygun sayıya çıkmazsa egzersiz yapmış sayılmıyoruz, yağ yakımı gerçekleşmiyor. Yağ yakımı gerçekleşmeyince enerji harcamış, spor yapmış sayılmıyoruz. Bu da işimize yaramıyor. Kadınların kalbini östrojen hormonu menopoza kadar koruyor ama erkeklerde böyle bir durum yok. Sigara içiyorsa, egzersiz yapmıyorsa, göbekteki yağ simit şeklinde artıyorsa kalbin içindeki damarlarda sertlik oluşabilir demektir. Bu durum 40-45 yaşından itibaren özellikle de erkekleri kalp krizi riskine sokabilir. Yani hareket ilaçtır derken hem ağrılar hem de uzun yaşamak için diyoruz. Ayrıca sporun bize verdiği “endorfin” dediğimiz rahatlatıcı hormonlar sayesinde kendimizi, hiçbir ilaç almadan, daha mutlu hissediyoruz.
Y.Ö.: Kas-iskelet sistemi, omurga problemlerinde ne gibi tedaviler uyguluyorsunuz?
E.G.: Birincisi teşhisi doğru koyuyoruz. Hastaya uzun vakit ayırıyoruz. Önemli olan şikayetin temeline inmektir. Muayeneden sonra problemin kökünü bulup, gerçek teşhisi koyduktan sonra da, öncelikle hastamıza hayatıyla ilgili çeşitli öneriler sunuyoruz. Mesleği ile alakalı hatalarına bakıyoruz, beslenmesini düzenliyoruz. Fizyoterapi dediğimiz fizik tedavide elektrik akımları ve çeşitli ısı yöntemleri kullanıyoruz. Lazer, çeşitli vakumlar, cilt ve cilt altı dokuyu hareketlendiren ve orada kanlanmayı ve yenilenmeyi sağlayan tedaviler uyguluyoruz. Direkt olarak derin dokuları açmak şeklinde ve boynun, omurganın, eklemlerin tek tek sıkışan yerlerini hareketlendirmek anlamında, ellerimizle manuel tedavi uyguluyoruz. Arkasından hastamıza kendisinin yapabileceği ve kliniğimizde yapacağımız egzersiz programları veriyoruz. Giderek egzersizleri arttırıyoruz ve 2-3 haftalık programlarla boyun, sırt, bel ve kuyruk sokumu ağrılarında çok iyi sonuçlara ulaşabiliyoruz. Bir de, bazı hastalarda biraz önce kısaca bahsettiğim enjeksiyon tedavilerini yapıyoruz. Enjeksiyon tedavileri omurgada ve eklemlerde farklı olabilir. Ağrıyı daha iyi tedavi edebilmek için bunu fizyoterapi ile birleştirerek; boyun, bel ve sırtta akupunktur noktalarına çok küçük enjeksiyonlar şeklinde mezoterapi uygulamaları ve elektrikli akupunktur uygulamaları yapıyoruz. Eklem içine de ultrasonografi dediğimiz yöntemle bakarak, tam problemli noktalara ilaçları enjekte edebiliyorz. Yani doğru noktaya atış yapmış oluyoruz. Eğer hastanın bir hareket kısıtlılığı varsa, eklem içine onu açıcı ilaçlar enjekte ediyoruz. Daha sonra bunu egzersizlerle bütünlüyoruz.Son yıllarda kan tedavileri, PRP ve PRP’nin değişik formları var ve bunları yapıyoruz.
Y.Ö.: PRP dediğiniz nedir?
E.G.: Hastadan kanı alıp, bir takım santrifüj uygulamalarından geçirip, sonra içindeki o yoğunlaştırılmış büyüme yani doku yenileyici faktörleri, bozulmuş dokuya ultrasonografi eşliğinde veriyoruz. Böylece tam o dokuya enjekte etmiş oluyor ve yenilenmeyi hızlandırıyoruz. Örneğin; bir futbolcuda kas attığı zaman o dokuya yaptığımızda çok hızlı iyileşiyor. Bunları ultrasonografi eşliğinde yapmamız son yıllardaki yeniliklerdendir. Dokuyu tam görerek o problemli yere vermek, çok daha üst düzey bir tedavidir.
Y.Ö.: Yaz ayları ve form amacıyla birçoğumuz yoğun bir şekilde spor yapmaya başladı. Spor yaralanmalarında en çok hangi vakalar ile karşılaşıyorsunuz? Tedavileri nelerdir?
“Vücudun taşıyabileceğinden daha fazla ağırlık kaldırma oluyor.”
E.G.: En çok gördüğümüz, ısınmadan yapılan hareketlerden oluşan sakatlıklardır. Eğer eklem, kas hazır değilse ve egzersiz bir anda yapılıyorsa, eklem ve etrafında tendinitlere (kas dokusu etrafında oluşan ödem) neden oluyor ve ağrı oluşuyor. Aşırı kas yorgunlukları, kas yaralanmaları, kas atmaları olabiliyor. Vücudun taşıyabileceğinden daha fazla ağırlık kaldırma yapıldığında bunlar daha çok karşımıza çıkıyor. Bir de, çok spor yapan bir insan limiti çok aşabiliyorlar. Örneğin vücudu hazır değilken 50 kilogram kaldırıyor ve belindeki diskler bunu taşımıyor. Çok şiddetli bir bel tutulması, disklerinde yırtık ve bel fıtığına kadar giden durumlar oluşuyor. Aktivitenin arttığı ve formda olmak istediğimiz bahar ve yaz aylarında bu sorunlar çok artıyor. Tedavileri de rahatsızlığın şiddetine göre aşama aşama oluyor. Dizde bir bağ yaralanmasında ilk başta istirahat, dizlik, ilaç tedavisi, dinlenme ile başlıyoruz. Dizdeki yoğun şişlik azaldıktan sonra da fizyoterapiyle eklemin normal hareketlerine dönmesini sağlıyor ve arkasından dizin etrafındaki kasların kuvvetlendirilmesini, normal fonksiyona dönmeyi hedefliyoruz.
Y.Ö.: Yaz aylarında size en çok gelen vakalar neler?
“Suyun derinliğini bilmeden balıklama atlamak boyun kırıklarına, sırt ya da beldeki kırıklara neden oluyor.”
E.G.: Gençlerde suya ani atlamalardan dolayı boyun ve omuz eklemi zorlanmaları geliyor. Yaşlılarda da, deniz kıyıları çok merdivenli olduğu için diz problemleri karşımıza çıkıyor. İnsanlar tatile gidip geldikten sonra diz ağrılarıyla bize başvuruyor. Kişi yüzmeye alışkın değilse, omuz etrafındaki kas ve bağlarda da sıkışmalar oluyor. Yazın klimalarla ilgili boyun, bel ve sırt tutulmaları yani kulunç dediğimiz durumlar da karşımıza çıkıyor. Burada yüz sinirleri de sıkışabiliyor ve yüz felci olabiliyor. Yüz felci olursa, elektrikle kasları tekrar toparlamamız gerekiyor.
Bir de, sığ suya atlama olayı çok önemlidir. Suyun derinliğini bilmeden balıklama atlamak boyun kırıklarına, sırt ya da beldeki kırıklara neden oluyor. Çok ciddi ve tekerlekli iskemleye gidebilecek felçlere yol açabilir. Suya girmeden önce acele etmeden, etrafındaki duruma bir bakmak lazım… Gençler için su içindeki şakalar da bazen çok tehlikeli olabilir. Dize kadar yüksekliği olan bir yere atlarsa, çok ciddi omurilik yaralanmaları ile karşılaşabilirler. Bu da çok acı bir sonuç ile kalıcı bir felce dönüşebilir. Bunun dışında suya ters atlamak ya da ısınmadan atlamak da, zeminde ufak birboyun veya bel fıtığı varsa tetikleyebilir. Böyle ani durumlarda hastalarımızın hemen buz uygulaması yapması gerekir. Bu kas spazmını çabuk çözer. Ancak boyunda şiddetli ağrı, kolda, bacakta, parmaklarda uyuşukluk , güçsğzlük varsa hemen doktora başvurulması gerekir. Boyun ile ilgili problemler kola yayılır. Bel ile ilgili bir problem, kalça ve bacağa vuran şiddetli ağrı ve uyuşukluk yapar.

Y.Ö.: Yine yaz aylarında terleme de fazla oluyor. Bunun tedavisiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
E.G.: “İyontoforez” ve “botilinum toksin (botoks )” bölgesel tedavi yöntemleridir. İyontoforez, el ve ayakların aşırı terlemesine iyi gelen bir yöntemdir. Botilinum toksin, özellikle koltuk altında çok iyi gelen bir yöntemdir. Ellere de yapılabilir. El terlemesinde sosyal bir yön de var. Sosyal olarak, bu insanlar tokalaşmak istemezler. Çok ciddi psikolojik problem oluyor. Altta yatan bir hastalık yok ama lokal terleme, çoğunlukla genetik sebeplerle oluşuyor. Ancak, terleme olan kişinin yapılmadıysa kan tahlillerine bakmak lazım, tiroid açısından… Lokal terlemeler geceleri olmuyor bu genel ve lokal terlemeyi ayırmada en önemli detay.
Vücusumuzda bizi uyanık tutran ve hareketli olmamızı sağlayan sinir sitemimiz, sempatik sinir sistemidir. Bu sistem genetik olarak normalden çok fazla aktive olduğunda lokal terleme olur. Terleme önemli hastalıkların habercisi olabilirken, lokal terleme kesinlikle önemli bir hastalık değildir.
Gece terlemesi ve genel vücut terlemesi varsa dâhili muayeneden geçmelidir. Koltuk altı terlemelerinde botilinum toksin dediğimiz yöntem lokal uygulanıyor. 5’er dakikalık bir uygulamayla, her iki koltuk altı terlemesi 9 ay kadar ortadan kaldırıyor. Çok aşırı terleyen ve ara renkler giyemeyen insanlar var. Onlar sosyal anlamda çok rahatlıyorlar. Bir zararı da yok; 20 yıldır kullanılan bir ilaç… Düşük dozda kullanılıyor. Ellerde de kullanıyoruz.
İyontoforez bizim ellere ve ayaklara fizik tedavide uyguladığımız bir yöntem. Bana gelmiş olan 3.000 civarı hastama da bu tedaviyi uyguladım. Su içindeki elektrik akımı ile 20 dakikalık seanslarla haftada 2 kez yapılan bir tedavidir. Hastanın kendiside daha sonraları eve cihazı alarak haftada bir kez devam edebiliyor. Tedavinin hiçbir yan etkisi yoktur.

“Oturuşumuz belden destekli olmalıdır.”
Y.Ö.: Kuyruk sokumu ağrıları dediniz. Bu ağrılar niçin oluşur ve tedavisi nasıldır?
E.G.: Bu konu benim uzun yıllardır üzerinde uğraş verdiğim bir konu… Fransa’da bu konuda dünyada buluş yapan bir hoca ile çalıştım. Çok uzun yıllar tıpta kuyruk sokumu ağrılarına psikolojik olarak bakılırdı. Öyle olmadığı ispatlandı. Kuyruk sokumu kemiklerinin de ödem yaptığı son yıllardaki röntgenler ve MR lar ile görüldü. Kuyruk sokumu çok derin ve genelde insanların göstermek de istemediği bir bölge ve hasta doktora çok geç başvuruyor. Başvurduğunda da geçmeyen bir ağrı gelişmiş oluyor. Muayenesi zor bir bölge… Direkt, oturmaile ilgili bir hastalık . Şimdiye kadar 1.000 hasta bana başvurdu. Bunların içinde psikolojik diyebileceğim 4 ya da 5 kişi vardı. Altta hep kemikle ilgili mekanik bir problem vardı. Çünkü kuyruk sokumu çabuk travmatize olanbilen ve kolay çarpabildiğimiz bir bölgedir. Üzerine sık düşülebilir. Kadınlarda doğum ile ilgili sebepler olabilir. Başka bir sebep de teknolojiye aşırı bağımlılığımız sonucunda çok fazla oturma ile küçücük kemiğin üzerinde sürekli basınç oluşmasıdır. Yanlış oturma ile kuyruk sokumu kemiğinin arasındaki bağlar zayıflıyor, gevşiyor ve o bölgede şiddetli ağrılara yol açabiliyorlar.
Y.Ö.: Oturuşumuz nasıl olmalıdır?
E.G.: Oturuşumuz belden destekli olmalıdır. Aslında 90 derece değil 100 derece gibi olmalıdır. Belimize bir yastık koymalıyız. O zaman hem belimiz desteklenmiş olur hem de kuyruk sokumumuza çok fazla baskı olmaz. Oturmakla oluşan bu kuyruk sokumu ağrıları, özellikle de kalkma anında çok yoğundur. Bu hastalar arabalarda çok rahatsız olurlar. Hayat kalitesini çok düşer. Hastalık ilerlemez ama devamlı olarak o bölgenina ağrıması sıkıntı verici bir durum oluşturur. Hastanın sosyal hayatı etkilenir.

“Gençler de boyun ve bel fıtıklarıyla gelmeye başladı.”

Y.Ö.: Peki, fıtıklar hayatımızı nasıl etkiliyor?
E.G.: Fıtıklar en çok boyun ve belde görülüyor ama sırtta da rastlıyoruz. Genetik olarak bazı ailelerde daha fazla görülebilir. Kişilerin geçirmiş olduğu kazalar, düşmeler de boyun ve bel fıtıklarına sebep olabilir. Örneğin; arabada frene basılması ile boynun aniden öne gidip gelmesi sırasında diskler yırtılabilir. Aniden suya atlamak boynu çok zorlayabilir. Boynun aniden öne gidip gelmesine yol açan bir takım yanlış sporları, olabildiğince yapmamak lazım. Özellikle de belirli bir yaştan sonra, esnekliğimiz azaldığı için, gençken yapabildiğimiz sporları yapamayabiliriz. Önce test edip bakmamız gerekir. Bir de, son yıllarda aşırı derecede telefon, tablet kullanmaktan fıtıklar çok arttı. Başımızı öne eğdiğimiz, omurganın ters yönünde durduğumuz bir durum söz konusu oldu. Vücudun doğal yapısına ters olan bu durum ile omurilik geriliyor. Bunu çok uzun saatler yapar ve dengeleyici egzersiz yapmazsak fıtıklar ve kanal daralmaları ortaya çıkıyor. Birden çok fıtık olursa omuriliğin geçtiği kanalı daraltabilir. Bu, genç insanlar için de çok ciddi bir problem olabilir. Omurganın normal eğrilerini yani yandan bakıldığında olan “S” şeklini korumak lazım. Aslında çok küçük fıtıklar birçok insanda var ama vücudumuzu kötü kullanırsak onlar büyüyüp sinir sıkışması, kol ve bacakta güçsüzlük yapabilir. O hâle getirmeden fizik tedavi ve manuel tedavi ile ağrıların tedavisi mümkün. Aslında vücudumuzun bizden istediği çok basit şeyler var. Bunları yapmıyoruz. Hareketli olmak, açık hava yürüyüşleri, bol su içmek ve kilo almamak…Bu basit önlemlerle ciddi hastalıklara yakalanmamayı başarabiliriz.
Bir de, çok yoğun çalışan, iş adamı, bilim adamı, profesör, bankacı hastalarımız oluyor. Belirli bir yaştan sonra beyin yorgunluğu oluyor. Bu da boyun ve sırtlara vurmaya başlıyor. Bu kişiler çok yoğun insanlar ve yoğun bir stres altındalar. Bu, bir süre sonra uyku problemleriyle birleşiyor. Çok başarılı olabilirsiniz ama iç dünyanızda çok da yorgun olabilirsiniz. Bu hâle gelmemek için kendinize biraz zaman ayırmak, uyku saatlerini dengelemek ve spor yapamasanız bile günde 20 dakika yürüyüş yapmak çok önemlidir. Boyun ve sırt ağrıları yoğun, sırtları kemik gibi olmuş. Hayatın yükünü sırtına almış insanlar…
Bir de, çocuklarda tablet, telefon kullanımı çok fazla boyun problemlerine yol açıyor. Bu şekilde duruş insan doğasına, omurgasına aykırı… Gençlerde gelecekte kanal daralması dediğimiz hastalığın artmasından soktor olarak endişe ediyorum. Omurga daralmasının tedavisi oldukça zor. Ameliyat edilebiliyor ama şu anda daha çok ileri yaştaki hastalara yapılıyor.Ancak ilerideki yıllarda çok daha genç insanlar omurilik daralması sorunuyla baş başa kalabilir.
Anne ve babaların çocuklara, saat başı 5 saniye süreyle başı arkaya doğru atarak, yüzü tavana bakacak şekilde olan hareketi yaptırmaları lazım. Spor yapmayan, kilolu çocuklar da artıyor ve omurga ile ilgili sorunlar ileride artabilir ve nörolojik problemlere neden olabilir.Çünkü 14-15 yaşlarında gençler de bize boyun ve bel fıtıklarıyla gelmeye başladı.
Y.Ö.: Tanıdığımız sporcular ve sanatçılardan da hastalarınız var, değil mi?
E.G.: Evet, yıllar içerisinde sanat ve spor dünyasından çok hastalarım oldu. Hepsi çok yoğun çalışan insanlar ve bir an önce iyileşip, işlerine dönmek istiyorlar. Hatta bazı tiyatrocu hastalarımızdan; şehir dışında turnede olup, düşerek kuyruk sokumu kemiğini kırıp, enjeksiyon yaptırıp, ertesi gün aynı şekilde oyuna devam eden ve işine bu kadar hevesli, saygıdeğer sanatçılarımız oldu. Bir an önce yeniden halkın karşısına çıkmayı hedefliyorlar. Kliniğimize çok fazla spor hastalıkları başvuruları da geliyor. Tabii ki sporda biraz daha sabırlı olmak gerekiyor; daha ağır sakatlıklar olabiliyor. Üst düzey sporda, dokunun iyileşmesine vakit tanımanız gerekiyor.
Y.Ö.: Farklı, ilginç hasta hikâyeleriniz var mı?
“Bir insanın hayatına bir pozitiflik katıyorsunuz.”
E.G.: Evet, çok var. Paris’te üniversitede okuyan bir hastamız gelmişti. Düşüyor ve internetten bizi buluyor, geliyor. Ertesi gün hemen tedaviye başladık. Kemik yana kaymıştı. Dışarıdan görülebilen bir düzleme sağlandı. Erken gelmenin, bilinçli olmanın çok büyük faydaları var. Hem bilimsel bir destekle hem de psikolojilerini anlayarak kişilere yardım etmek mesleğimizin en güzel tarafıdır. Örneğin; Türkiye’nin birçok yerinden terleme sorunuyla gelen ve çok içine kapanık olan genç hastalarımızdan, terleme azaldıktan sonra evlendiklerini, çocuk sahibi olduklarını söyledikleri telefonları aldığımda çok duygulanıyorum. Bir insanın hayatına pozitiflik katıyorsunuz. Minik çocuklarda kuyruk sokumu kırılması olduğunda, aileye de anlatarak, makattan yapılan manuel tedaviyle düzelttiğiniz zaman o çocuğun hayatı boyunca o sıkıntı ile yaşamasını engelliyorsunuz. Bu çok büyük bir mutluluk oluyor benim için… Ayrıca ortopedik ameliyatlardan sonra hayattan birkaç ay kopan ama fizik tedavi seanslarından sonra iyileşen hastalar, spor yaralanmalarından sonra aldıkları tedavi ile tekrar meslekleri olan spora dönebilen hastalar da mutluluk verici oluyor.
Y.Ö.: Teşekkür ederim. Okuyucularımıza son olarak aktarmak istedikleriniz var mı?
“Kendi sağlığınızın peşini bırakmayın!”
E.G.: İnsanların sağlıklarıyla ilgili problemleri ötelememeleri gerekir. Vücutta her şey bir bütündür. Psikolojimiz de çok önemlidir. Kas-iskelet sistemi hastalıklarında hareketli olmamız gerekir. Bol su içmek, sigara içmemek, “ergonomi” dediğimiz oturup kalkışımıza, sandalyemize, bilgisayarın yüksekliğine, oturduğumuz yerdeki pozisyonumuza, dik oturmaya dikkat etmek gerekir. Bir de, egzersiz! O yüzden zaten hareket, ilaçtır demek doğru olur. Örneğin; evde çok uzun süre hareketsiz kaldıysanız mutlaka yürüyüş için kendinize zaman ayırın. Bu, hem toplardamarlar için hem de kas-iskelet ve sinir sistemi için çok gereklidir. Artık tıp çok branşlaşıyor. Araştırarak, kendi problemlerine yönelik yerlere gitmeleri lazım… Artık problemlerin çözümü var; çok nadir çözümsüzlük var. Tıp sürekli ilerliyor. 20 yıl öncesindeki gibi değiliz. Görüntüleme yöntemleri giderek gelişiyor. Bunlar da bize teşhislerde çok kolaylık sağlıyor. Tıptan uzak kalmamak ve ilk başta alternatif yöntemlere başvurmamak, bunları tamamlayıcı olarak kullanmak daha doğru… Önce teşhisinizin ne olduğunu bilmeniz gerekiyor. Bu çok önemli bir nokta ve “Benim neyim var?” sorusunun doktora sorulması lazım. Yani “Neye göre beni tedavi ediyorsunuz? Ve benim en çok neye dikkat etmem gerekir sorusu” çok mühimdir. Bunları anlar ve uygularssanız , hayat kaliteniz çok artacaktır inancındayım. İnternetten her şeyi bulamaz ve kendi teşhisinizi koyamazsınız. Teşhisi bu konunun uzmanının koyması gerekir. Önce doktora başvurmak gerekir. Doktor olmayan çok fazla insan var maalesef. Yani kendi sağlığınızın peşini bırakmayın!

İlk yorum yazan siz olun.

Yorum ekle